21 Ekim 2009 Çarşamba

O değil de bir blog vardı ne oldu ona?

Eylül ayında geri dönermiş gibi yapmışım yedi yazıyla. Hiç de fena değilmiş aslında yedi yazı şimdilerde yazmadığımı göz önünde bulundurduğumuzda. Yazmayış sebebim de şu: buraya uzun şeyler yazmak gerekir gibi hissediyorum ve yazacak kayda değer uzun bir şey bulamıyorum. Kısa şeyleri ise şuraya yazmayı tercih ediyorum bu aralar. Öyle bir anda aklıma estikçe giriyorum bir şeyler işte...
Yazmadığım sürede İstanbul'a döndüm, bilgisayar aldım (intel aldım sevgili arkadaşım Mesut :P İntel'ciyim ezelden. Bir ton param olunca da Apple'cı olacağım :)), hevesle beklediğim dizileri takibe başladım ve The Historian'ı okudum (beğendim de...).
Geçenlerde buraya bir şeyler yazacak oldum ve hatta bir sayfa kadar yazdım da. Ama sonradan saçma sapan bir şey olduğuna karar verip o kadar zaman ayırmış olmanın gözünün yaşına bakmadan sildim. Ondan önce ya da sonra ise yazacak saçma sapan bir şey bile bulamadım.
İşte böyle sevgili okurlar. Sadun'un dramı :) Artık kısa cümleler kuruyorum diyerek FrienFeed'e terfi(?) ettim.
Ha bu arada ne yapıyorum diye merak eden varsa: azimle iş arıyorum. Bir sürü insanın "nerelere CV yolladın?" sorusuna "aklınıza gelen tüm gıda firmalarına" cevabı veriyor ama yine de "mesela?" sorusuyla karşılaşıyorum. Öte yandan itiraf etmeliyim ki arada bir de CV yollamadığım bir yer söylüyor insanlar. Böyle zamanlarda da "acaba büyük şirkette başlamak için ısrar etsem mi küçük şirkette mi başlasam?" diye düşünüyorum. Ama sonuç olarak evde boş boş oturup kurbanlık koyun gibi bekliyorum.
Ha bir de XOXO'yu kaldırıyorum buradan; baydı da :)

25 Eylül 2009 Cuma

Köfte Günü

Dün gece internet bağlantısını kapayıp yattığımda kotanın 3,6 gblık kısmını kullanmıştım. Eğer bugün 400 mb harcamadıysam kazasız belasız İstanbul'a dönüyorum demektir. Tabii bu sırada altı dizinin dokuz bölümünü kaçırmış bulunuyorum. Üstelik Sarper beyin sayesinde bir aylığına kavuştuğum rapidshare hesabı da bitmiş olduğu için torrent'e hücum olacak ve yeni bilgisayar alacağım için (heyecan fırtınası) de onu alana kadar bekleyeceğim. Çok dertliyim sevgili okurlarım :)

Bugün ramazan fantezimi gerçekleştirdim ve MegaMac yedim. Bitirebileceğimden bile şüphe ederken menünün tamamını mideye indirmiştim bile :) Tabii bu sırada akşam yemeğinde de köfte olduğunu göz önünde bulundursaymışım belki daha hayırlı olurmuş... Olsun istediğim yerde, istediğim şeyi yedim ya; o da bana yeter.

Efendim yarın sabahın köründe yola çıkacağız kısmetse. Tüm sevdiklerimle İstanbul'da buluşabilmek dileğiyle. Esen kalınız.
XOXO (Gossip Girl'ün yeni sezonunu izleyemedim daha böhühü)

20 Eylül 2009 Pazar

Bayram tebrikleri

Aslında güzel bir şey biliyorum. Zira uzun süredir konuşmadığınız akrabalarla ya da arkadaşlarla konuşabilmek için süper bir bahane oluyor. Yine de nedense çok hoşlanmıyorum bu bayramlaşma seramonilerinden. Hele ki aile içinde olanları. "Onlar küçük, onlar gelmeli" Yahu nedir bu protokol merakı arkadaş. Hiyerarşik düzene gel. Kim müsaitse gitsin işte. Her şeyi devletten beklememek lâzım :) Üstelik bunu söyleyen yüzsüz arkadaşınız (valla buradan iyi bayramlar dedim dün :P ) o kadar ufak bir aileye sahip ki. Hepsini dolaşmaya kalksa bir günde bitebiliyor (not while staying in Bodrum). Kalabalık aileleri düşünemiyorum bile... Ve işin kötü tarafı kalabalık aileli biriyle evlenmeyi planlıyor olmam :) Çekilecek çile değil vallahi bu bayram ziyaretleri/telefonları.
Bir de az önce yaptığım gibi işi toplu mesajla halletme çabası içinde olanlar var. O da ayrı bir itici. Ama ya hiç yapmayacaksın ya da o şekilde en azından düşündüğünü belli etme çabası içinde olacaksın. Aşağı tükürsen sakal, yukarı tükürsen bıyık. Valla bu bayram bana itici geliyor dahi olsa ben de girdim toplu mesaj işine (hayır alengirli mesaj değil kesinlikle :)). Hiç yoktan iyidir dedim. Bir kaç kişi beni aradı, ben de bir kaç kişiyi aradım (şebeke inanılmaz meşgul burada; hâlâ ulaşamadıklarım var) ve bu şekilde bitirmeyi planlıyorum. Aranızda darılan falan varsa Allah'ın adını verdim -ciddiyse- bana söylesin de arayayım. Böyle gereksiz dargınlıklar için fazla batılı olmuşum sanırım. Hâlbuki geleneklerimiz ne de güzel.
Dün de dediğim gibi en içten şekilde;
XOXO

19 Eylül 2009 Cumartesi

Bir ramazan daha bitiyor...

Geçen ay teyzeme alınan yeni laptop'ın da etkisiyle Bodrum'a internet bağlantısı yapılmıştı. Tabii internette yapacağı tek şey yaptığı gezilerdeki fotoğraflara bakmak ve bizimle konuşmak olan biri için en mantıklı seçenek 4 gb kotalı bağlantıydı. Zaten bir ay içinde kota ne kadar aşılabilir ki? Örneğin ben dizi sezonu olmamasına, çok fazla kullandığımı düşünmememe ve son bir hafta nasıl olsa İstanbul'a döneceğiz diyerek pek bir şey indirmememe rağmen 4 gb kotayı 4,21 gb kadar aşmayı başarmışım. Tabii bu faturaya yansıyınca burada geçireceğim günlerde kendimi kısıtlamaya başladım. Keşke dizi sezonu da tam bu sırada başlamamış olsaydı... Şu anda 3 gb'a yaklaşmaktayım ve dizi indirmeyi, paylaşılan videoları izlemeyi bırakmama rağmen 4 gb'ı aşmaktan korkuyorum... Burada şafak saymaya başladım yine; eve dönüş için. Şu an Antalya'dayım (yedi yani) :) Tabii bir değişiklik olmazsa.
Bu arada başka bir şafağı da bugün bitiriyorum; 11 ayın sultanı bugün bitiyor. Bir aydır kafamda en çok kurduğum şeyi; yani Gümbet kavşağındaki McDonald's'a gidip MegaMac yemeyi yapmaya çok az kaldı :)

Hepinize iyi bayramlar. Ve en içten şekilde;
XOXO

18 Eylül 2009 Cuma

X’e gittiysen Y’de yemelisin

Geçenlerde bir tanıdığım bununla dalga geçiyordu. Şöyle ki: örnek olarak Bodrum’u ele alalım. Biri size Bodrum’a gittiğin zaman Penguen’de limonata içeceksin demiş olsun. İddiaya göre aslında bu geçersiz bir veri. Çünkü kuvvetle muhtemel ki bunu söyleyen kişi ne diğer limonata yapılan yerlerin hepsini deneyip de bundan hareketle vardığı sonucu sizinle paylaşıyor, ne de Penguen’deki içilebilecek her şeyi içip bunun sonucu olarak Penguen’deki en iyi içeceğin limonata olduğu sonucuna varıyor. Büyük ihtimalle ilk gittiğinde Penguen’in ambiyansını ve içtiği limonatayı beğenmiş. Daha sonraki ziyaretlerinde de benzer sonuçları aldığı için size de tavsiye ediyor. “Penguen’de limonata içmediysen boşuna Bodrum’a gitmişsin.” diyerek abartmaktan da çekinmiyor...
Yine de tecrübe paylaşımı oldukça yararlı bir şey. Geçen gün Bodrum’da dolaşırken turistlere bakıp da “Yahu burada yenir mi?” diye bir cümle kurunca geldi bu konu aklıma. Halbuki orada hiç yememiştim; yani yemeklerinin güzel olup olmadığına dair en ufak bir fikrim yoktu. Dolayısıyla vermiş olduğum tepki epey tuhaf geldi. Yine de Bodrum’da zaman zaman yemek yediğim yerleri düşündüğümde memnun olarak sofradan kalktığımı fark ettim. Çoğu da birinin –çoğu zaman senenin büyük kısmını Bodrum’da geçiren teyzemin- tavsiyesi üzerine gittiğim yerlerdi.
Rahmetli babam çok iyiydi bu konuda. Nereye gitsek orada ne yenir, nereler ziyaret edilmeli gibi konularda bilgisi olurdu. Tahminimce ve hatırlayabildiğim kadarıyla çok okumasından kaynaklanan bir durum. Bir yere gitmeden önce orayla ilgili bir kitap bulup okurdu çoğu zaman. Gerçekten de böyle yapmak lâzım bence de. Özellikle de hayatınızda bir kere gideceğiniz bir yerse. Ama burada da kaynak önem kazanıyor. Örneğin Ankara’da güzel bir yer bulmak için her seferinde epeyce süre harcıyorum internette. Halbuki “the one website” gibi bir şey olsa, oraya bakıp karar versem ne kadar rahatlatırdı beni. Bir de on kişi güzel, iki kişi kötü bir şey yazdıysa insan iyice ikilemde kalıyor.
Böyle süper bir database oluşsun istiyorum. İnsanlar çeşitli açılardan beğenilen yerleri değerlendirsinler ve biz de ona göre karar verebilelim. Ama ek$i sözlük’teki gibi samimi yazılar da görebilmek istiyorum (“Sakın kız arkadaşınızla gitmeyin, yan yana bile oturtmuyorlar.” şeklinde yorumlar da olmalı). Bunun örnekleri olduğunu biliyorum (mesela ek$i sözlük de bu örneklerden biri). Ama dedim ya “the one website” olsun istiyorum. Hatta sadece İstanbul, Ankara, İzmir, vs. gibi yerler değil tüm Türkiye olsun istiyorum; hatta belki de tüm dünya :)
Belki aranızdan böyle başarılı bir internet sitesi bilen vardır da benimle de paylaşır belli mi olur :)
Geçen yazıyı da göz önünde bulundurarak bu aralar networking olayına feci kafayı taktığımı düşünmeye başladım. Hepinize iyi ve tutarlı networkingler :)
XOXO

17 Eylül 2009 Perşembe

Hediye olarak ne alsam?

Zaman zaman hatta bazı dönemlerde üst üste gelen günler yüzünden sık sık cevaplamak zorunda kaldığım ve bir cevap bulmakta en çok zorlandığım sorulardan biri de bu. Hediye alınacak kişiyi ne kadar tanısam da, sevsem de bu soruya vereceğim cevabı kolaylaştırmıyor. Bu zorluktan hareketle yeni bir internet sitesi -ya da network artık nasıl adlandıracaksanız- fikri geldi aklıma. Tabii fikrin çalışması için facebook’daki gibi bir çok kişinin üye olması gerekiyor.
Ana fikir basit aslında; arkadaşlarına yardım etmek. Pragmatistlerin kullanabileceği bir oluşum olarak algılanabilir; saygı duyarım. Sonuçta herkesin iyi kötü bir takım ihtiyaçları oluyor zaman içinde ya da zaten bir süre sonra kendi alacağı şeyler. İşte herkes giriyor bu siteye ve ne ihtiyacı varsa, ne almayı düşünüyorsa yazıyor. Tabii “yeni bir araba” gibi uç örneklerden bahsetmiyorum. Hatta fikir tutarsa, geliştirmek adına belli fiyat aralıkları bile belirlenebilir. Arkadaşları da geliyor siteye, listeye bakıyor ve bu listeden bir şey almaya karar verirse kişinin kendisine gözükmeyecek ama diğer arkadaşlarının görebileceği şekilde “ben bunu alıyorum, siz almayın” mantığıyla işaretliyor. Hatta belki “ben bunu almak isterim ama ortak lazım” gibi bir sistem bile getirilebilir. Böylelikle hem kişi istediği bir hediye almış oluyor hem de arkadaşlarını büyük bir zahmetten kurtarıyor.
Sevgililer için de şöyle bir şey düşündüm: isteyenler sevgililerine aldıkları "hoş" hediyeleri bir sayfa üstünden paylaşıyorlar, böylelikle büyük bir database oluşuyor. Sevgilisine hediye almak isteyen kişi de gelip bu bölüme göz atıyor ve hoşuna giden bir şey olursa onu alıyor ya da direk buradan ilham alıyor.
Tabii “hediye almanın asıl önemli olan kısmı o hediyeyi seçmektir” gibi duygusal yaklaşımlarda bulunmak mümkün. O da bir bakış açısı. Ama dileyenler rahatlıkla kullanabilirdi diye düşünüyorum.

Aslında dün yazmıştım bu yazıyı ama buradaki internette anlamadığım problemlerle karşılaşmaktayım bu aralar. Örneğin dün akşam EceMle resmen adam gibi konuşamadık; deli oldum internete. Sürekli kopup durdu. Bu yazıyı da dün postalayacaktım ama ısrarla adam akıllı açmadı siteyi. Hepinize internetle problemsiz günler dilerim.
XOXO

14 Eylül 2009 Pazartesi

Eski Türkçe'ye giriş

*Önceki yazımda Nutuk'u okumaya başlayacağımı söylemiştim ya; az önce yaptım bunu. Babamdan yadigâr Türk Devrim Tarihi Enstitüsü tarafından hazırlanıp 1982'de basılmış bir kopyası var elimde. Ben de hazır elimde varken bundan okumaya başlayayım dedim. Ne de olsa baba yadigârı diğer kitaplarda da eski Türkçe olacağı için iyi bir de hazırlık olur diye düşünmüştüm. Üstelik kitabın başında sadeleştirilmiş bir Türkçe'den bahsedilmekteydi. Anlaşılan bana öğretilen Türkçe bu sadeleştirmeden sonra epey sadeleştirilmiş; zira bir şey anlamadığımı fark ettim kitabın daha bir kaç sayfasını okuduğumda. Hazır Bodrum'a dönmüş; iş, güç, yapacak bir şey de yokken iyi olacaktı okuyabilseydim ama sanırım kısmet değilmiş. Ya da şöyle bir şey yapılabilir -ki başka kitap getirmediğim için olası bir durum- : buradaki kitapçılardan daha sade bir Türkçe ile yazılmış bir kopyası alınıp okunabilir. Üçüncü ihtimal okumakta ısrar ederek eski Türkçe'yi sökmeye çalışmak.

*Anneme Anadolu Jet'i anlatmaya çalışırken şöyle bir açıklama geldi aklıma: THY'ye Coca-Cola dersek Pegasus Pepsi, Anadolu Jet ise Fanta olur. Ben aileme Anadolu Jet'in ne olduğunu anlatmakta güçlük çekiyorum. Genelde konuşma onlar tarafından "Eee THY işte!" denerek bitiyor :)

*Eylül sonuna kadar yapılan vergi indiriminden faydalanmak amacıyla bayram sonrası bilgisayar (desktop) alma hevesi içerisindeyim. Lâkin çevremdeki bir sürü insanın "Aaa niye laptop/netbook almıyorsun ki?" tarzındaki sorularından gına geldi. Nedir bu dizüstü bilgisayar merakı anlamıyorum ki. Bir sürü insanın bunların satışından komisyon alarak ekmek yediğini düşünmeye başladım! Hepiniz için özetliyorum: desktop aynı donanımdaki dizüstü bilgisayarlardan daha yüksek performanslarda, daha stabil çalışan bir şeydir. İçine parça eklemek, içinden parça çıkarmak ve/ya değiştirmek çok daha kolaydır. Bunların istisnaları varsa da ben bilmemekteyimdir ama eminim ki onlar da çok çok daha pahalıdır. (Evet burayı dizüstü vs desktop tartışması platformu yapmaya çalışıyorum :))

Bir sonraki sefere kadar;

XOXO